Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler - Scott Lynch || Kitap Yorumu

02:46:00 dragon's bookshelf 2 Comments Category : , , , , , , , , , ,

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler

Orijinal Adı:  Red Seas Under Red Skies
Yazar Adı: Scott Lynch
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 696
Çevirmen: Cihan Karamancı
Puan::jsenn::jsenn::jsenn::jsenn::jsenn:

Arka Kapak;
“Bizi tarih kitaplarında ararsan en fazla satır aralarında bulabilirsin. Yok eğer efsanelerde ararsan işte orada övüldüğümüzü görebilirsin.”

Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr’un Belası ise Camorr’suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler… Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane’dir.

Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke’un direnemeyeceği türden bir hedeftir…

… fakat Locke’un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.

Değerlendirme;
Merhaba! Bir Blog Tur kitabı ile karşınızdayım. İlk kitabına saplantılı derecede aşık olduğum bir serinin, Centilmen Piçler serisinin ikinci kitabı. Locke Lamora görebileceğiniz en yetenekli, en havalı ve en kızıl hırsız. Bunu ilk kitaptan eminim hatırlıyorsunuzdur. Özlemin sona ermesi adına Locke’u yeniden görmek beni oldukça sevindirdi. Üstelik bu sefer daha heyecanlı.  Öncelikle ilk kitabın yorumunu okumadıysanız sizi şuraya tıklatalım! Hemen kapaktan başlıyorum yoruma, kitabın temasına oldukça uyan ve yine –yine…- bana Assassin’s Creed’i anımsatan olağanüstü bir şey. Temasına bu kadar uyup bir o kadar korsanların, hırsızların ve kovalamacanın parçalarını taşıyan başka bir kapak olamazmış, yine kapağa beş puan. Tıpkı bir önceki kapak gibi.
Olaylara gelecek olursam kitabın nasıl sonlandığını okuduysanız biliyorsunuz. Tam bir koşuşturmacanın ortasında bizleri yarım bırakarak bitmişti. İkinci kitapta tempo yavaştan hızlanarak ilerlemiyor, doğrudan bu koşuşturmacanın ortasında başlıyor ve hiç düşmeyen bir tempoyla devam ediyor. Locke ve Jean peşindeki çılgın, hasta, dengesiz büyücülerden kaçmayı denerken bir gemiye biniyorlar. Bence kitabın en heyecanlı kısımları burada başlıyordu çünkü Black Flag’ten alışmış olduğum o korsan, deniz, gemi ve silah ortamına girince ellerimi çırparak evde koşasın geldi diyebilirim. Tam anlamıyla birbirinden iğrenç bir avuç insanın, sadece para ve hırs için kocaman bir gemiye sıkıştığını düşünün. Bu curcunaya canını kurtarmak için kaçan iki hırsızı da eklediğinizde kitabın birkaç yüz sayfası dolmuş oluyor. Gemi son durağa geldiğinde yabancı topraklarda olan Jean ve Locke kendilerini mükemmel bir bankada buluyor. Banka dediğime bakmayın, hırsızların bankası her yer olabilir. Bu bankanın adı Günahane. En zenginlerin cirit attığı, kimsenin soymayı aklından bile geçirmediği bu burjuva sınıfı kumarhaneyi bulan Locke ve Jean kendilerine yakışacak tek şeyi yapıyor.

Kumarhaneyi soymaya karar veriyorlar. Yani bu onlar için bir karardan çok tanrı tarafından gönderilmiş bir emir gibi, hayatlarının peşindeki çılgınları umursamadan bunu yapmaya kalktıkları için bu tarz bir yorumda bulunuyorum elbette. 

Hatırlatmam gereken bir şey var elbette, korsanların en sevdiği şey paradır. Bu yüzden isimleri korsan. Ve eminim ki dünyanın başına gelmiş en iğrenç korsanın burjuva sınıfının bolca ziyaret ettiği zengin bir kumarhaneyi soyma fikrini seveceği konusunda herkesle hem fikiriz. İşte bu kadar heyecanlı bir kitaptı.
Sonu hakkında tek bir şey söyleyeceğim, beni ilk kitap kadar yarım bırakmadı. Yani en azından heyecanlı bitti kabul ediyorum ama ilk kitap bittiğinde lütfen devamı elimde belirsin diye sızlanmıştım. Bunda bir tık daha bekleyebilecek gücüm olduğuna inanıyorum diyebilirim.



Diline geleyim son olarak, harikaydı. Üslubu, betimlemeleri, karakterlere olan hâkimiyeti o kadar güzel ki geçişlerde sanki akıntısı güçlü bir nehre dümdüz bakıyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Bildiğini üzere bazı anlatımlar kesik kesik oluyor, sanki suya taş atıyorlar ve su dalgalanarak bozuluyor gibi. İşte bu karmaşa kesinlikle yoktu. Scott Lynch’in mükemmel üslubu, başarılı bir çeviri ile Türkçe’ye kusursuz bir şekilde gelmişti. Bunu rahatlıkla söylüyorum, kitabın İngilizce bir parçasını görmüştüm ve okurken denk geldiğimde üslubu hemen kendini belli etti.
Centilmen Piçlerin üçüncü kitabını heyecanla bekliyor muyum? Kesinlikle, hem olaylar hem de serinin en güzel kapağı için. İnternetten bakarsanız ne demek istediğimi kesinlikle anlayacaksınız. ^-^

Blog turumuzun Facebook sayfasından yenilikleri takip edebilirsiniz! Sizleri seviyorum, iyi okumalar. 

RELATED POSTS

2 yorum

  1. Bir Kral Katili güncesi aşığı olarak sırf Patrick Rothfuss bir reportajında tavsiye etti diye ilk kitabını okudum. Ve bitirmekte çok zorlandım. Fantastik dalda Kral Katili Güncesi çıtayı çok yükseltti diye olabilir sanırım ama niyeyse beni hiç etkilemedi centilmen piç serisi. Locke yi özgüveni fazla yüksek ve küçük dağları ben yarattımcı buldum. Senin sevmene sevindim ama, heyecanla beklenen seriler kolay bulunmuyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesınlikle Patrick konusunda sana katılıyorum, bazı şeyleri değiştirdi. Ancak Locke tamamen fantastikten bağımsız olarak değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Daha böyle özgürlükçü, daha eski, daha gizli zamanların hırsızlarının himayesi denebilir bence. Beğenmemen ûzdü malesef.. :'(

      Sil