Kızıl Kraliçe - Victoria Aveyard || Kitap Yorumu

08:04:00 dragon's bookshelf 4 Comments Category : , , , , , , , , , , , , ,

Kızıl Kraliçe
Orijinal Adı: Red Queen
Yazar: Victoria Aveyard
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 388
Çevirmen: Onur Kınacı Birler
Puan: :jsenn::jsenn::jsenn::jsenn:

Arka Kapak;
İnsanların Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi…

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir. 

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.

Değerlendirme;
Merhaba! Yeni bir yorum ile buradayım. Çıktığı ilk andan itibaren çok ses getiren ve GR ödüllerinden birini kazanan Kızıl Kraliçe yorumuna hoş geldiniz, öncelikle bir uyarı yapmak istiyorum tamamen spoiler olmadan anlatmam imkânsız çünkü bu değişik dünyanın olay kurgusuna biraz girmek istiyorum anlayacağınız üzere birazcık –ucundan- kurgudan bahsettim ve dilerim bu kimsecikleri rahatsız etmez. Eğer ederse her zaman ikinci paragrafı boydan boya atlayıp doğrudan diğer kısıma geçebilirsiniz. Bildiğiniz gibi parça parça olarak kitapları inceliyorum. Çok uzatmayayım, hemen bu güzel distopyanın yorumuna başlayalım.
Kapak. Bu güzel kapak.. Kesinlikle kitaplığımda bulundurmaktan aşırı derecede memnun olduğum bir kapak bu. Sade ve her açıdan o kadar anlamlı ki, kitabın kısa özeti niteliğinde duruyor. Ayrıca kitabın iç kısmındaki gri viktorya baskılarına da tek kelime ile bayıldım, kitabın o saray havasını her şekilde içinde tutmayı başarmış. Her zamanki gibi kapağı da puanlamamama katıyorum, kocaman, koskocaman bir beş puanı gururla veriyorum. Aynı zamanda kapaktaki taçlardan bulmak isteyenlere buradan haber vereyim, Amazon üzerinden satılanlar kadar kaliteli olmasalar bile ülkemize çoğunlukla ücretsiz kargo ile gönderen E-Bay’de taçların aynısı var. Tabii ki de taşları falan yok ancak kitabı okurken çok sevenler için ulaşılabilir bir şey olduğunu söylemek istiyorum. ^^
Kurgumuza gelelim. Dediğim gibi biraz kitabın derinliklerine gireceğim bu yüzden okumak istemezseniz bu koca paragrafı doğrudan geçebilirsiniz.
Tam olarak aklınızdan geçenleri biliyorum.

Bu tarzda çok distopya okuduk, kast distopyaları tüm distopya türlerinin içinde son iki ya da üç senedir en çok öne çıkanlar. Bunu cidden biliyorum, hepimiz biliyoruz. Ancak açık olmalıyım ki fikirlerin bu denli benzerlik görmesi beni fazla şaşırtmıyor. Çünkü bu kast sistemi! Ne kadar değişiklik olabilir ki? İnsanlık belirli seviyelere ayrılıyor ve siz isterseniz gümüş kan koyun isterseniz kızıl saç, her türlü bazı fikirlerin birbirleri ile örtüşmesi normal bir durum. Sonuç olarak genç-yetişkin yazarlarının çoğu hitap ettikleri kitlenin ne istediğinin bilincinde olan kişiler. Bu yüzden artık çok fazla kast sistemi temalı distopya gördüğümüzü bir kenara atıyor, kurguya balıklama dalıyorum.
İnsanlar kanlarına göre ayrılmış vaziyetteler. Gümüş kanlılar ve Kızıl kanlılar. Gümüşler zaman içinde Kızıllardan farklı olarak özel güçlere sahip olmuşlar. Bu özel güçlere nelerin girdiğinden kısaca bahsedeyim. Nympha’lar, suyu kontrol eden arkadaşlarımız. Güçlü Kollar, anlamsız bir insan üstü güce sahip Gümüşler. Mıknatıslar, metali kontrol edenler; Fısıltılar, zihne girebilenler; Telkinler yani telekineziye sahip olanlar ve daha nicesi. Nicesi. Kitabın tamamında göreceğimiz bu Gümüşler kast sisteminin üst tabakasını oluşturuyorlar. Salağa bağlı bir halde hayatlarını mükemmel bir şekilde yaşıyor olsalar da Kızıllar için durum o kadar da iyi değil. Düzeltelim, hiç iyi değil. Kızıllar on sekizinci doğum günlerine kadar çırak olarak iş bulamazlarsa zorunlu göreve gönderiliyorlar. Zorunu görev ise Gümüşlerin ordusuna katılarak savaşa –mezara- gönderilmek ile aynı şey. Ana karakterimiz Mare bir kızıl. Kimsenin çırağı değil, sakat bir babası, huzursuz bir annesi ve kitap boyunca nefret ettiğim, kendini beğenmiş bir kız kardeşi var. Kız kardeşi bir dokumacının yanında çıraklığını yapıyor, ilk elli sayfa boyunca bir insanın nasıl bu kadar bencil olabildiğine şaşırarak okuyoruz kitabımızı. Bir de Mare’nin yakın “arkadaşı” Kilorn var. Kendisi kitabımızın yakışıklılarından bir tanesi, sanırım asla Team Kilorn olamayacağım ama oldukça havalı bir çocuk. Aynı zamanda Mare ile birbirlerine çok düşkünler. Hırsızlık yaparak ailesine bir şeyler katmaya çalışan kızımız Mare on sekiz olmaya yaklaştıkça çıkış yolunun fazla olmadığını anlamaya başlıyor. Zorunlu görevden kaçmanın bir yolunu bulmak amacıyla kendini riske atan Mare onu almalarına çok az bir zaman kala saraydan bir teklif alıyor. Bunun dünyanın sonunun geldiğini düşünerek kabul ediyor ve işte bu sayfalardan itibaren olaya adım atıyoruz. Bu esnada olan iki şeyden bahsetmedim, biri kara borsa öteki karşılaştığı gizemli genç. Bahsetmeme sebebim bunların tam anlamıyla kitabın “plot-twist” yapacak anlarından ikisi olması.
Okurken neden bahsettiğimi anlayacaksınız.
Çalışmaya başlayan Mare, krallığa hizmet ederken bir yandan da Gümüşleri daha yakından tanımaya başlıyor. En azından bir tanesini. Prens Cal, ilk andan itibaren ikisi arasındaki çekimi tüm kitap boyunca hissediyoruz. Krallığın iki varisi, Prens Cal ve Prens Maven kraliyet seçimlerinde leydilerini beklerken bir şey oluyor. Ufacık, minicik bir şey. Mare bir kızıl olmasına rağmen ellerinden elektrik fırlatarak durumun tam ortasına düşüyor. Bu yakışıklı bir Ceo’nun ofisine girerken düşmek ile kıyaslanamasa da, tebrikler Mare!
Daha demin Gümüşlerin özel güçleri olduğunu söylemiştim.
Mare bir Kızıl. Ve ellerinden elektrik fırlatıyor.
Kızıl Kraliçe’ye hoş geldiniz.
*alkışlar*
Kitabın başlarında bazen bu öğelere rastladığımı düşündüm. Çok düşündüm, bu sahneyi şurada okumuştum, bu sahneyi şurada görmüştüm gibi. Ama karakterler ve kurgu bir süre sonra öyle güzelleşti ki hoşlanmadığım minnak şeyler dışında kitap tek solukta kaydı ellerimde. Hayatı ellerinden tamamen alınıp, bambaşka bir hayata konan Mare her gün tıpkı gümüşler gibi açık tenli görünmek için boyanıyor, onlar gibi çalışıyor, güçlerini anlamayı deniyor ve en önemlisi, yasak olması gerekenden uzak durması gerekiyor. Bu yasak ölen annenin ardından sert ve bağnaz bir şekilde büyüyen Prensimiz Cal. Kızıllara karşı tutumu beni çok üzüyorduysa da, gerçeklerle yüzleşmeye başladıklarında yaptıkları yanlış seçimlerin bir önemi olmadığını gördük kitapta. Bunu daha önce de IG üzerinde yazmıştım, benim hayatımda ellerimden alınsaydı ve yedi gün yirmi dört saat boyunca bir yalana uymak zorunda bırakılsaydım, üzerine ailemden uzak kalsaydım... Öhö, insanız. Kanımızın rengi fark etmez. Bizde doğru ile yanlışı bir süre sonra ayırt edememeye başlardık. Bu açıdan karakterlerin gerçekçiliği, onların yapısı ve diyalogları her şey çok güzeldi bana. Mükemmel erkek ve mükemmel kadın yoktu. Herkes bir parça bozuk haldeydi ve ben bir kitapta bu gerçekçiliği gördüğümde öpüp sarılıyorum kitaba. Kitabın yan kurgusu ise ikinci ve üçüncü kitabın muhtemel bağlanacağı kurgu. Bunu ikinci kitap gelmeden anlatmam ne derece doğru olur bilemediğimden kurgu yorumunu burada kesiyorum, ama size ufak bir giriş vermek isterim;
“Kızıl bir şafak gibi yükseleceğiz.”

Son olarak üsluba girelim kitap için. Klasik bir genç-edebiyat yazarı üslubuydu, kurgu odaklıydı öldürücü betimlemeler yoktu ancak hayal kurarken hiç zorlanmadan kitabı okumaya devam ettim. Örneğin elmascam diyerek size daha önce duymadığınız bir obje veren yazarımız bu elmascam’ı nasıl hayal edeceğinizi tamamen size bırakmış. Bu konuda çok güzeldi özellikle kitapta daha önce duymadığımız şeyler olduğunu düşündüğünüzde gayet hayale yer bırakan mantıklı ve akıcı bir dil ortaya çıkıyor.
Kitabı okumamış olanlara diyeceğim tek bir şey var, başta gözünüze gelen benzerlikleri biraz görmezden gelin. Çünkü süreki kitabın benzerliklerini düşündükçe okurken keyfiniz kaçıyor ve o kadar da etkilenmiyorsunuz. Bunu yapmayın ve kendinizi karakterlere kaptırın. Özel güçleri inceleyin, hatta hangi özel güç olurdunuz bunu da bana söyleyin! Çeviri de çok güzeldi, buna da değineyim orijinali de elimde kitabın ve aynı tadı veriyor her şekilde.
Bu arada kesinlikle bir Fısıltı olurdum, güç tatminim insanların zihninden geliyor.
Sizleri seviyorum! İyi okumalar.

 Dipnot: Akışan kanlı görseli beğendiniz mi? Yaparken gerçekten canım çıktı da.. :3

RELATED POSTS

4 yorum

  1. Kitabı ben bile bu kadar güzel anlatamazdım Sinem :D Ellerine sağlık, keyifle okudum yorumunu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Onur ablacım, ellerine sağlık seninde tabiiki de çok güzel bir çeviriydi :3

      Sil
  2. görsele bayıldım çok etkileyici emeğine değmiş. Şuan tam bu kitabı okuyorum. Sanırım bir gücüm olabilseydi ateşi tercih ederdim. Yorum şahane ama ben daha çok Cal ve Maven arasındaki tercihi için mareye yapacağın yorumunu merak ettim. Sen olsan Cal ya da Maven hangisini seçerdin?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TABIIKI CAL. Maven ilk girdiği sahneden beri bana bir şeyleri yanlış hissettirdi zaten. Hiç sevmedim gıcığı. O babam beni sevmiyor ayaklarını Mare'ye yedirdi ancak. :D

      Sil